4 Aralık 2015 Cuma

İyi ki doğdun DERYOŞ'UM!!!

DERYOŞ'un ilk yaşı şerefine Muzlu Muffin!!!

AçKuşlar'a yazmayalı üç yıl oldu mu? Neredeyse... Arada geçen zamanda öyle çok şey oldu, hep birlikte öyle şeyler yaşadık ki, ne mutfak eskisi gibi sarıp sarmaladı ne elimiz kaleme kağıda gitti...
Ama işte Deryoş, bunca suskunluğun ardından, senin verdiğin hayat enerjisi ve umudu sayesinde bu yazıyı yazabiliyorum. Bu yazı sana ilk yaş günü hediyem olsun istiyorum. Bir de annene ve babana teşekkürüm... Yazıyla olur mu, Muffinler nerde dersen aynından Ankarada'da yapacağım, söz ;)
Derya'm birşeyi daha bilmeni istiyorum, senin gelişin umutla sokakları, meydanları doldurduğumuz o meşhur Haziranın ardındandı. Sen bizim Haziran Umudumuzsun!!! Hep öyle olacaksın... Ne iyi ettin de geldin hayatlarımıza!!!

Muzlu Muffin 
12 adet
(Önemli Not: Tarif  Cafe Fernando Bir Pasta Yaptım Yanağını Dayar Uyursun Kitabından aynen alınmıştır. Bu güzel tarif için Cenk Sönmezsoy'a ve beni bu eşsiz muffinlerle tanıştıran sevgili arkadaşım Pelin Işıntan'a teşekkürler...)


125 g tereyağı
233 g un (1 tam ve 2/3 su bardağı)
1 yemek kaşığı (12 g) kabartma tozu
3 adet büyük (tercihen olgunlaşmış) muz
3/4 su bardağı + 2 yemek kaşığı toz şeker (175 g)
1/2 tatlı kaşığı tuz (2 g)
1/3 su bardağı Hindistan cevizi (27 g)
2 adet büyük boy yumurta, oda sıcalığında
1 tatlı kaşığı vanilya özütü (5 g) (ben vanilya çubuğu kullandım)
1 su bardağı ceviz içi (90 g)

       Fırını 190 derecede ısıtmaya başlayın (benim fırınım mini fırın olduğu için 170 derecede ısıtıyorum).
       12'lik bir muffin kalıbının boşluklarını ve yüzeyini az miktarda tereyağı ile yağlayın, boşluklarına biraz un serpip her tarafına bulanması için salladıktan sonra mutfak lavabosunun üzerinde ters çevirip üstten vurarak fazlalıkların dökülmesini sağlayın. (Ben tepsiyi yağlamak yerine muffin kağıdı kullanıyorum)
       Tereyağını orta boy bir tencerede orta ateşte eritin ve ateşten alıp 10 dakika boyunca soğumaya bırakın.
       Unu ve kabartma tozunu büyük boy bir karıştırma kabının içine eleyin.
       Oda sıcaklığına gelen eritilmiş tereyağının üzerine soyulmuş muzları, şekeri, tuzu, Hindistan cevizi rendesini, yumurtaları ve vanilyayı ekleyip bir el blenderi yardımıyla pürüzsüz bir kıvam alana kadar karıştırın.
       Islak malzemeleri kuru malzemelerin üzerine döküp bir çırpma teliyle yavaşça karıştırarak yedirin. Bu aşamada, muffinlerin sertleşmemesi için harcı mümkün olduğunca az karıştırmaya özen gösterin. İçinde topaklar kalabilir; klasik kek harcı kadar pürüzsüz bir doku elde etmeye çalışmayın. Harcı muffin kalıbının boşluklarına, her boşluğa yaklaşık 1/3 su bardağı (60 g) düşecek şekilde paylaştırın. Ceviz içlerini elinizle iri parçalar halinde kırıp üzerlerine pay ederek yerleştirin.
       Kalıbı fırının orta katına, tel ızgaranın üzerine yerleştirin, önce 190 derecede (mini fırın için 170) 15 dakika pişirin, ardından fırının derecesini 180 dereceye (mini fırın için 160) düşürün ve muffinlerin tepesi kahverengileşip bir tanesinin içine sokacağınız kürdan kuru çıkana kadar, yaklaşık toplamda 20 dakika boyunca pişirin.
       Muffinleri fırından alıp kalıbın içinde 5 dakika boyunca soğumaya bırakın, ardından kalıbı hafifçe tezgaha vurarak serbest kalmalarını sağlayın ve yuvalarından çıkarıp servis edin.
       Tercihen aynı gün içinde tüketin. Hava geçirmeyecek şekilde paketleyip 2 gün boyunca oda sıcaklığında saklayabilirsiniz.

In Cucina Con Amore
Zeliha. 

10 Eylül 2013 Salı

Bi'versene sen o biberleri bana!


Ver artık o biberleri bana! Közleyeceğim daha ben onları, içlerini peynirle doldurup Ali İsmail'le abisine yollayacağım rakının yanına meze etsinler diye. Sonra okulu başlıyor Ali'nin yakında, turşuluk ayıracağım bir kısmını giderken götürsün, bol bol yapmak lazım tek başına boğazından geçmez onun. Sahi, kimse sana kışlık turşu, reçel, erişte hazırlamadı mı? Annesinin kolilere sıkı sıkı sardığı erzağa emanet çocukların kalbi bu kadar kuru olamaz da...

Ali'lerin bir güzel bahçesi var ki Ekinci'de, orada kurulacak sofraya sen otursan, senin bile elin rakıya gider. Birkaç kavanoz peynirli biber de o sofraya göndermem lazım zira Abdocan'ların ve Ahmet'lerin evleri çok yakın. Abiler, yengeler, yeğenler, babalar ohoo bayağı kalabalık olur buluşmaları. Anneler bile içer belki birer yudum. Sığılmaz diye korkma, biz bu yaz Ethem, İkrar, Mustafa, Çiğdem, Sayfi Ana bir de bir otobüs arkadaş oradaydık kimse aç-açıkta kalmadı. Antakya'da en küçük evde bile açılır kapanır masalar olur, sofralar alabildiğine uzasın diye.

Daha çok biber lazım bana. Çünkü Medeni hiç görmemiş İstanbul'u biliyor musun? Mehmet çağırmış onu bu bayram, ben gezdiririm kardeşimi, diyor. Eee şimdi çocuk eli boş gitmez, bir koli de ona hazırlayacağım. 

Ethem, burnumuzun dibinde onu bizim sofrada ağırlayacağım. Tek ikram biber turşusu değil elbet... Bağlamasını da getirirse o gece bitmez, o sofra toplanmaz. Eve götürsün diye de veririm üç beş kavanoz. Yok yok, o kesin anacığına çaktırmadan arkadaşlarının evine taşır onları, üç-beş yetmez.

Berkin mi? (Aklından hiç çıkmadığını biliyordum.) Yok, onun daha yaşı çok küçük acı için. Berkin'e ve Utku'ya -onun da boyuna posuna aldanma o da daha ana kuzusu, dayanamaz acıya- reçel hazırlıyorum.

Anlayacağın benim senden çok daha fazla ihtiyacım var biberlere. Gazını çıkartıp, fişeklere doldurup hayatları söndürmekten daha kolay daha onurlu yöntemleri var biber tüketmenin. Hem böyle tüketirsen acısı sadece ağzında ve kısa bir süre kalır, diğer türlüsü bir ömür ciğerimizi deliyor.

Tüm çocukların masanın etrafında toplanabildiği kalabalık hayatlara...
Duygu

9 Haziran 2013 Pazar

Direniş Kurabiyesi


Zeliş'in fikriydi esasında blog'da direniş için bir şeyler yapmak ama ben ona da sürpriz olsun istedim. 

14 Nisan 2013 Pazar

Bahar Çilek açtı!


Fazla vaktim yok. Hala direnenlere, havanın git-gellerine kanıp içindeki fokurdamaları görmezden gelenlere, pazarı basan çilek kokusunu duyamayanlara en çok da kendime, baharın geldiğini muştulayıp hemen kaçacağım. Kaçarken de, başlangıcını isterseniz buradan okuyabileceğiniz ama asıl finaline kurban şu şiiri çalacağım kulağınıza;

....
Sonra,
saçları düşmeye başlayan başım
haykıracaktı uzaklara :
ÂŞIKIM…
27 benim yaşım
onun yaşı 17.
Kör şeytan
topal şeytan
kör topal şeytan
gel bu kızı sev,dedi,
diyecektim;
diyemedim,
derim yine!
Ama yağmurmuş
yağıyormuş,
yazdığım satırları sel almışmış
cebimde 25 kuruşum kalmışmış
ne çıkar…
Bahar geldi bahar geldi bahar
bahar geldi ulan !
Tomurcuklandı içimde kan!!
Nâzım Hikmet

25 Ocak 2013 Cuma

Sandviç Kurabiye

Karnelerini dağıttık bugün çocukların. Kimi çocukların karneyi almaya gelirken yaşadıkları utanca şahit olacağıma bu meslekten vazgeçmeliyim diye düşünüyordum eskiden, ama artık biliyorum ki bu sorumluluktan nereye kaçarsam kaçayım kurtulamam. Asıl ben, daha adil bir dünyanın var olmasını sağlayamadığım için utanç duyuyor ve sizlerden özür diliyorum çocuklar.